RavzaGul.com

RavzaGul.com


 
KapıAnasayfaGaleriSSSKayıt OlGiriş yap

Paylaş | 
 

 Nicolai Hartmann ve Yeni Ontoloji (Varlıkbilim)

Aşağa gitmek 
YazarMesaj
Nienna
Admin
Admin
avatar

Mesaj Sayısı : 523
Nerden : Konya
Reputation : 1
Kayıt tarihi : 24/02/10

MesajKonu: Nicolai Hartmann ve Yeni Ontoloji (Varlıkbilim)   06.03.10 13:05

Varlık kuramı ya da felsefesi diye bilinen ve N. Hartmann (20 Şubat 1882, Riga
- 9 Ekim 1950, Göttingen) tarafından yeniden temellendirilen ontoloji,
bir bütün olarak varlığı ele alan ve varolanların en temel
niteliklerini inceleyen bir felsefe dalıdır. Yalnızca varolması
açısından, varolan olarak varolan üzerine kurulan bu öğreti Parmenides
’ten beri varolmakla birlikte, ontoloji sözcüğü çok daha yenidir.
Varolanın varlığı ve genel varolma ilkeleri üzerine kullanılan ontoloji terimi ilk kez 17. yy.da (1646) J. Clauberg
tarafından “metafizik” sözcüğüne yakın bir anlamda kullanılmış, daha
sonra D’Alembert, “Discours préliminaire de l’Encyclopedie”
(Ansiklopedi’nin Giriş Yazısı)’de varlıkbilimden bu anlamda söz
etmiştir. I.Kant, varlıkbilim sorununu
felsefeden Tanrıbilime geçiş olarak ele almakla birlikte, varlığı
olduğu gibi inceleme düşüncesine karşı çıkmıştır. Çünkü
ona göre varlık sorunu, bilginin koşullarının incelenmesine bağlı bir
sorundur. Bununla birlikte varlıkbilimin felsefi bir yaklaşım olarak
ele alınması Antik Yunan’a, Parmenides ve Herakleitos’a, özellikle de
Aristoteles’e değin uzanır. Aristoteles,
sonradan “Ta metaphysike” adıyla derlenen metninde işlediği ve “ilk
felsefe” (prote philosophia) adını verdiği disiplin için, “varlığı
varlık olarak ele almak; var olanların özü üzerine bilim” ifadesini
kullanmıştır. Ama Platon’un
“idea” öğretisi ya da Sokrates öncesi doğa filozoflanın “arkhe”
arayışları ontoloji alanındaki ilk bilgisel çabalar sayılabilir.
Ortaçağda Anselmus, Aquinolu Thomasius; yeniçağ da Leibniz-Wolff, Kant ve günümüzde de E. Husserl, Heidegger, Sartre, Jaspers ve Quine gibi filozoflarca değişik açılardan ele alınıp işlenmiş ve farklı anlamlarda yorumlanmıştır.

Günümüz felsefesine, varlık metafiziği karşılığı olarak genellikle metafiziğin temeli anlamında Christian Wolff
’un yerleştirdiği bir terim olan ontoloji, bu bağlamda temel ilkeler
bilimi anlamına gelmektedir. Çağımızda ontoloji, felsefe öğretimi
çerçevesinde tarihsel olarak felsefenin gelişmesinde önemli bir rol
oynayan temel bir disiplin biçiminde ele alınır. Bu bağlamda felsefenin
bazı temel kavramları işlenirken ontoloji geleneği içinde geliştirilmiş
kavramlara da başvurulur. Böylece ontoloji çağımızda bir öz bilimi
olarak fenomenoloji ile bir arada işlenmiş, özellikle de değerler alanı
için de olmak üzere varolanların bilgiden bağımsızlığını çıkış noktası
olarak alan Nicolai Hartmann
tarafından yeniden canlandırılmıştır. Bu bakımdan N. Hartmann’ın yeni
ontolojisi eleştirel ve gerçekçi bir metafizik dizge olarak karşımıza
çıkar. Nicolai Hartmann’ın başlıca yapıtlan şunlardır: Platos Logik des
Seins (Platon’da Varlık Mantığı, 1909); Philosophische Grundfragen der Boilogie (Biyolojinin Temel Problemleri, 1912); Grundzüge einer Metaphysik der Erkenntnis (Bir Bilgi Metafiziğinin Temelleri, 1921); Die Philosophie des Deutschen Idealismus (Alman İdealizminin Felsefesi, 1923- 29, Il c.); Ethik (Ahlak Felsefesi, 1926); Das Problem des geistigen Seins (Tinsel Varlık Problemi, 1933); Neue Wege der Ontologie (Ontoloji’nin Yeni Yolu, 1942); Philosophie der Natur (Doğa Felsefesi, 1950); Esthetik (Estetik, 1953).

Yirmi beş yaşında felsefe doktorasını tamamlayan Nicolai Hartmann, hocası Paul Natorp
’un yerine 1920’de Marburg Üniversitesine profesör oldu. Önceleri yeni
Kantçı iken sonra Marburg Okulunun “varlığı” bir bütün olarak
açıklamaya elverişli olmadığı kanısına vararak, “bilgi”, “değer” ve
“varlık” sorunlarına başka bir yöntemle çözüm bulmaya yöneldi. Ona göre
felsefenin en önemli işi “aporia” larla
uğraşmaktır. “Aporie” ya da “aporia”, çözümü olmayan sorun, bir sorunda
çözüme varmanın olanaksızlığı durumu, çıkış yolunun bulunmayışı gibi
anlamlara gelir. Antinomiler biçiminde ortaya çıkan problemlerin
(aporia), birbirlerine dolanmış, karışmış bağlarını çözmek suretiyle
onlara açıklık getirmek amaçlanır; çözüm için lehte ve aleyhteki
kanıtlar serimlenir. Yunanca, “aporetikhos” tan
gelen bu kavram, gidilecek yolun yokluğu, çözümsüzlük karşısında bir
yolun, bir geçitin bulunmaması durumunu dile getirir. Genellikle de bu
durum, fenomenlerin çözümlenişi sırasında güçlükler, çelişmeler,
zıtlıklar, yani aporiler şeklinde ortaya çıkar. Bunlardan çözümleri
olanaksız olanlara halis aporiler denir ve onlar herhangi bir temele
sahiptirler ya da aittirler.

Epistemolojiyi ontolojiye indirgemiş olan Nicolai Hartmann, varlığın çeşitlilik içinde birliği olduğunu, yine varlığın tabakalarının (stratum, strata) ve varoluş tarzlarının
(modus) bulunduğunu, fakat bunların hepsinin varlığa ait şeyler ve
varlığın bir yüzü olduğunu savunmuştur. Ona göre felsefenin yöntemi,
“betimleyici-fenomenolojik yöntem” ve “aporetik yöntem” olmak üzere iki
biçimde odaya çıkar: İlki olguların fenomenolojik bir sunuluşunu,
ikincisi de olguların örtük (implicit) çelişkilerinin aporetik bir
tartışılmasını, irdelenmesini içerir. Nicolai Hartmann’da gördüğümüz bu
“deskript(fenomenolojik yöntem” ile “aporetik yöntem” sayesin de o,
betimsel olgular üzerinde fenomenolojik bir vurgulamada bulunarak
felsefe sorunlarını ampirik sorunlara yaklaştırmayı amaçlar. Yine aynı
biçimde o, antinomiler üzerindeki aporetik vurgulamasıyla varlığa
ilişkin antinomileri mantıksal antinomilere yaklaştırmayı denemiştir.
Onun ontolojiyi kavrayışının ve felsefe yönteminin çifte değerli
“ambivalan” oluşu da bu yüzdendir. (Ambivalance: Karşıt değerde iki
öğenin iki bileşenin birliği. Aynı nesneye karşı duyulan, beslenen karşıt duygular: Sevgi ve nefret; öldürme ve yaşatma gibi.)

Nicolai Hartmann’ın felsefesi, “varlık”, “bilgi” ve “değer” sorunlarından yola
çıkarak varlığın temelini kuran yasaları, varlık türleri arasındaki
bağlantıyı, bu bağlantının oluşumunu; varlık alanının değişik
nitelikler taşıyan ve aralarında birbirini gerekli kılan katlardan
kurulu bir bütün olduğunu açıklamayı amaçlamıştır. Onun yeni ontolojisi
varlığın tanımlanmasından çok açıklanmasına. birbirine bağlı varlık
katlarının özelliklerini göstermeye önem verir. Varlık alanları kendi
başına vardır, varlığı için kendi dışında bir nedeni gerektirmez. Varlık alanları içinde “real varlık” ile ilgili olanı en kapsamlıdır; bu bağlamda Hartmann’ın ontolojisi, reel varlığın sorunlarını içerir (reale ontologie).

Nicolai Hartmann’a göre, değişik nitelikler taşıyan varlık alanlarını
kavrayabilmek için evren bir bölümüyle değil, bütünlüğüyle ele
alınmalı; olgular ve olaylar arasındaki varlık bağlantıları
araştırılmalıdır. Varlık, kendi bütünlüğüyle ortadadır ve iki temel
kategorisi (belirleyici ilkesi) vardır. Birincisi, zaman ve mekan
boyutlarının dışında kalan ve değişmeyen “ideal varlık” kategorisi, ikincisi ise mekan ve zaman boyutları içinde yer alan “real varlık” kategorisidir.

“Real varlık” değişir, “ideal varlık” ise değişmez. Ancak bu iki varlık alanı
arasında, gene varlık koşullarından kaynaklanan ortak bir bağ bulunur.
Real varlık organı olan “anlık” ın, ideal varlıklarla ilgili bilgileri edinmesi bu ortak bağ
nedeniyledir. Örneğin gerçek bir varlık olan “kara tahta” nın üzerine
ideal bir varlık olan üçgenin çizilerek yansıtılması, bu iki varlık
kategorisi arasındaki bağlantıdan kaynaklanır. Varlık kategorileri,
insanın bir buluşu değildir; varlığın yapısı gereği kendinde vardır ve
bir bütünlük içindedir. Her varlık türü , araştırıcıya, hangi ölçülere
göre davranabileceğini, sorunlara ne gibi bir tutumla yaklaşılacağını
gösterir. Yöntem, araştırma konusu olan varlığın kendisindedir. Daha
önceden benimsenen belli bir yönteme, araştırmada öncelik verildiği
zaman varlık sorununa kesin bir çözüm bulunamaz.


Hartmann felsefesinin odak noktası varlığın bütün ayrıntılarıyla, türleriyle,
genel yasaları ve özel kategorileriyle açıklanmasıdır. Varlık bir
bütündür, öznenin karşısındadır ve özneye karşı ilgisizdir. Bütün ilgi
varlığı kavrama ereğini güden, özneden gelir (süje---> varlık).
Hartmann’a göre varlıkları “real varlık”, “ideal varlık” ayırımı ile
birlikte, varlığın bir “varoluşu” (dasein ezistenila), yani varlığın. “burada”, “şurada” oluşu; birde varlığın bir öz’ünün (so sein assentia) bulunuşu söz konusudur; bu da
varlığın “şöyle” ya da “böyle” olması demektir. Varoluşla öz birbirine
bağlıdır; çünkü her varolan bir varoluştur ve öz ‘dür. Yani varlık bir
yerde ve bir biçimdedir. Varlığın bir de varoluş biçimi (modus)
söz konusudur. Varlık modusları (kipleri), “real” ve “ideal” kipler
olmak üzere ikiye ayrılır ve yeni ontolojinin çekirdeğini bu konuların
ele alındığı bölüm oluşturur. Varlıkla ilgili bütün betimlemeler,
yasalar, tanımlar bu varlık moduslarından, bu kiplerden çıkarılır.




Varlığın yapısı sorunu-gelince, Nicolai Hartmann’a göre, “real dünya” ayrı
yasaları ve yapısı olan, birbiri üstüne gelen dört varlık tabakasından
kurulu bir bütündür (seinsstufen).



I. Katman

Cansız nesnelerin bulunduğu varlık alanı olup buna ‘inorganik tabaka ya
da madde katmanı adı verilir Bu katmanı konu edinen bilim fiziktir,
inceleyen ise algı” edimimizdir. Maddeden
oluşan bu alan tek katmanlıdır. Burada yer kaplama, düşme, ısınınca
genişleme, soğuyunca büzülme gibi olgular geçerlidir




II. Katman
Canlı varlıkların bulunduğu alandır, bu organik tabaka biyolojimn
konusunu oluşturur Yaşamın geçerli olduğu bu alanı sezgi edimimiz
irdeler. Bitkiler alanı iki katmanlıdır,
bitkilerde yer kaplama düşme, genleşme, daralma görülür. Yaşam alanında
madde ile bağlantı vardır Yaşam alanının özelliği ise üreme (çoğalma)
büyüme gelişme ve beslenmedir.



III. Katman:

Burası bilinçli varlıkların alanıdır ve bu alanla da psikoloji
ilgilenir.Hayvanlar üç katmanlı varlıklardır, daha önceki iki varlık
alanının özelliğini taşırlar Bu alanı bilinç edimimiz ile tanırız edim
türümüz ise tanıma’dır




IV. Katman:
Tinsel varlıkların oluşturdukları bu alanla da felsefe uğraşır. Edim
alanımız tin ya da ustur ve bu alanda bilme edimi söz konusudur.
İnsanın bulunduğu alan dört katmanlıdır, başka deyişle insan dört
tabakalı bir varlık alanı oluşturur Önceki üç varlık alanının dışında
insanda tinsel katmanın nitelikleri de bulunur. Bu, en özgür ama en
güçsüz tabakadır.

Bu
dört varlık tabakası birbirleriyle karışmış, kaynaşmış olmayıp, nitelik
bakımından ayrılıklar gösterirler. Yalnız bu ayrılık, bu varlık
alanlarının tümüyle birbirlerinden kopuk, birbirleriyle bağlantısız
oldukları anlamına gelmez. En güçlü alan 1. varlık tabakası dır Bu
katman, üzerinde taşıdığı öteki katmanlara gereksinme duymaz, oysa
öteki tabakalar birinci katmanı gereksinirler. I. tabaka olan madde
alanında algı, II. tabakada sezgi, III. katmanda tanıma ve son tabakada
da bilme edimleri geçerlidir. Bu da, madde algıyla, yaşam sezgiyle,
bilinç tanımayla, tin bilmeyle kavranır demektir.

Tinsel alan en özgür, ancak en güçsüz alan olup, bu tabaka bütün insan başarılarını,
uygarlık ürünlerini, insandaki yaratıcı yeteneğin ortaya koyduklarını
içine alır ve en geniş varlık ortamıdır. Özgürleşme aşağıdan yukarıya
doğru genişler.

_________________
Ömür umuttan önce bitmeli...


En son Nienna tarafından 06.03.10 13:09 tarihinde değiştirildi, toplamda 2 kere değiştirildi
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
Nienna
Admin
Admin
avatar

Mesaj Sayısı : 523
Nerden : Konya
Reputation : 1
Kayıt tarihi : 24/02/10

MesajKonu: Geri: Nicolai Hartmann ve Yeni Ontoloji (Varlıkbilim)   06.03.10 13:06


Nicolai Hartmann’a göre bilgi sorunu da bir varlık sorunudur. Bilgi kuramının iki temel kavramı vardır:


1) Kendinde varlık (obje):

Bir nesnenin varolması, ancak kişi için varolmaması demektir. Nesne vardır,
kendi kendisiyle bir bütünlük oluşturur; bilen özneye kar şı
ilgisizdir, çünkü ilgi, bilinçli özneden gelir.


2) Aşkın varlık (süje):

Geistig (tinsel) ve ideal (düşünsel) varlık alanı olup, bilinci aşan, onun
dışında kalan, bir düşünce ya da tasarım gibi yalnız bilmem içinde
bulunmayan, bağımsız bir nesneye yönelmedir. Bu nedenle de “bilgi aşkın
bir edimdir” önermesi; bilginin, özneyi nesneye bağlayan, nesnenin
öznece kavranmasının sağlayan bir edim olduğu nu açıklar. Burada gerçek
özneyle kendinde varlık arasında bir iliş ki vardır. Özne bir bilinç
varlığıdır, öğrenmek istediği nesneye yaklaşması belli bir amacı
içerir. “Real dünya” ile “ideal dünya” ara sındaki boşluğu kapayan
varlık “insan” dır. İnsan bir yanıyla real dünyaya, öteki yanıyla da
ideal dünyaya bağlı bir varlıktır (Kant’ın etkisi).

Nicolai Hartmann’m ontolojisinin temelini oluşturan “olgular (fenomenler)”, Husserl’de
olduğu gibi, içkin ve aşkın diye ikiye ayrılmaz, bir bütündür. Felsefe
bu olguları betimlemekle, onların birer varlık olarak sınırlarını
saptamakla işe koyulur. Betimleme (description), felsefe bakımından,
incelemenin birinci basamağıdır. Hartmann’ın “Phönomenologie” adını verdiği bu birinci basamak, çözülecek problemin görülmesini, bir bütünlük içinde kavranmasını öngörür. İkinci basamak olan “aporetik” ise, bu biçimde kavranan problemin, çözümlenmek üzere ele alınıp, incelenmesi, felsefe bakımından bir kurma oluşturmayı gerekli kılan
yerlerin saptanması, metafizik ile ilgili olanın olmayandan ayrılması
demektir. Üçüncü basamak ise kuram (theorie) basamağıdır. Bu aşamada, çözümlenen soruna son biçimi verecek olan araştırmaya girişilir.

Üzerinde durulması, araştırılması gereken ne varsa ontolojinin konu edindiği
doğadadır. Düşünmenin konusu “yok olan” değil, “varolan”, özne nin
karşısında bulunan “nesne” dir. Kişiyi varlık sorunu ile yüz yüze
getiren, onun ilgisini çeken bu nesnedir. Bütün varlık türlerinin
bilinebilen bir yanı vardır; ontoloji, bu bilinebilen yanı konu edinir.
Oysa eski metafızik, varlığın bilinemeyen yanıyla ilgilendiğinden,
varlığın bilinemeyen yanını bilmeye çalıştığından verimli olamamıştır.
İşte bu yüzden Hartmann’ın ontoloji’sine “real ontologie” adı
verilmiştir.

Nicolai Hartmann “ahlak (etik)” alanına da ontoloji açısından yaklaşmış, Max Scheler
’in geliştirmiş olduğu değerler kuramından yararlanmış ve onları yeni
bir yorumla düzenlemiştir. Hartmann’a göre, ahlak değerleri bağımsız
bir varlık alanı oluşturur. İnsan bir “kişi” olarak tinsel varlık
alanında ortaya çıkar ve onun bir özgürlüğü vardır. Yalnız insana özgü
olan bu alanda tin üçe ayrılır:


1) Kişisel tin: Belli bir insanın tinidir.

2) Nesnel tin: İnsan bireylerini belli varlık biçiminde toplayan, bireyin üstünde bir toplumun oluşmasını sağlayan “reel güç”tür.

3) Nesnelleşmiş tin:
İnsan yaratmalarının, insan buluşlarının oluşturduğu bir süreç
niteliğindedir; diri, canlı değildir, ancak kişisel tini gereksinir.
Bütün düşünce ürünleri, sanat yapıtları, kültür varlıkları bu
nesnelleşmiş tinle ilgilidir ve o nesne-konu niteliği kazanmış bir
bütündür. İnsanın gelişmesini, düşünmesini, yaratmasını sağlayan yalnız
nesnel tindir. Dil, hukuk, ahlak, bilim, sanat, din bu nesnel tin ile
oluşur. Bütün değerlerin ortaya çıktığı bir varlık alanında kişi, özgür
istencine dayanarak özel bir tutumu benimseyebilir. Değerler, bütün
varlık türlerinden bağımsızdır. Birey yeterince gelişmiş, güçlenmiş
ise, nesnelleşmiş tinin etkisi karşısında kendi öz yapısını korur, bunu
başaramazsa, yaratıcı gücü verimsiz bir duruma düşer.

Hartmann’a göre sanat yapıtları da nesnelleşmiş tin ile ilgilidir; sanat
varlıklarım içeren alanla ilgili nesnelleşmiş tin iki katmandan
kurulmuştur: 1) “Real ön plan”, 2) “İrreal arka plan”. Sanat
ürünlerinde bütün açıklığıyla ortaya çıkan bu varlık katmanlarına göre,
sanat yapıtının biri “iç”, öteki “dış” olmak üzere iki öğesi vardır.
Dış öğeyi, sanat yapıtının ortaya çıkmasını sağlayan gereçler
oluşturur. Yontuda, mimaride taş ya da mermer; yazın türlerinde yazı;
müzikte çalgı aleti ve nota bu dış öğeyi oluştururlar. İç öğe ise,
yapıtın özünü, anlamını, içeriğini, düşünce bakımından kapsadığı varlık
ortamını oluşturur. Bir yapıtın ağırlığı, güçlü öğesi içte olursa onun “yüce
liği öne sürülür. Ağırlık dışta kalırsa yapıt sevilen, beğenilen, gönül
okşayan bir nitelik taşır. Bu öğelerden biri gereğinden çok abartılırsa
gülünç, değersiz, önemsiz bir durum ortaya çıkar.

Nicolai Hartmann’ın felsefesini toparlayacak olursak onun realiteye dayandırılmak istenen metafiziğinin yeni Kantçılık (Marbourg okulu) ile fenomenolojiden
(Husserl) kaynaklandığını görürüz. Ona göre tasarımsal imge, bilinç
aracılığıyla olduğu kadar bilinçdışı aracılığıyla da kavranabilir;
çünkü bu imge, gerçeğe yönelen ve ona erişen eksiksiz bir edimin geçit
yeridir. Hartmann, bilgi kuramını, şeylerin özü ile varoluşunun
birbirine bağlı oldukları bir ontolojiye dayandırır. Betimsel olgular
üzerindeki fenomenolojik uygulaması ile Hartmann, felsefe problemlerini
ampirik problemlere yaklaştırmış; yine antinomiler üzerindeki aporetik
vurgulayışı ile de onları mantık problemlerine indirgemeyi denemiştir.
Yeni ontoloji akımının kurucusu olan Nicolai Hartmann, 20. yy.ın ilk
yarısında Alman felsefesini geniş ölçüde etkilemiş, “Neue Wege der
Ontologie”de (1942) (Ontolojide Yeni Yollar),
ontolojinin bilgi kuramına değil, bilgi kuramının ontolojiye
dayandığını; bir nesnenin düşüncesinin ya da bilgisinin olabilmesi için
nesnenin varlığının zorunlu olduğunu savunmuştur. Bu cümleden yola
çıkarak varlığı, “ideal” ve “real” varlık olarak ikiye ayırmış; reel
varlığı da anorganik ta baka (cansız maddeler alanı; fiziğin konusu),
organik tabaka (bütün canlı varlıklar alanı; biyolojinin konusu) ve
tarihsel varlık tabakası (bilinçli varlıklar ve onların ürünleri;
psikolojinin konusu) olmak üzere üç ayrı varlık alanına ayırmıştır.
İdeal varlık tabakası ise ti sel varlık alanı olarak ortaya çıkmıştır;
bu alanda insan ve değerleri vardır ve felsefenin konusuna girer.

Hartmann’da bu dört varlık tabakası birbirlerinden kopuk değildir. Tabakalar arasındaki ilişki, zaman, mek
ân, nitelik, nicelik büyüme, gelişme, denge, yaratıcılık, özgürlük gibi
“kategoriler” aracılığıyla kurulmuştur. Hartmann’da kategoriler,
tarihsel ve doğasal varlık alanlarının determinasyon ilkeleridirler.
İlk tabakada yalnızca zaman, mek
ân ve zorunluluk gibi kategoriler işlerken, ikinci tabakada ayrıca büyüme ve gelişme kategorileri etkili olur; üçüncü tabakada yaratıcılık, dördüncü tabakada ise özgürlük öteki kategorilere eklenir. Başka bir
deyişle, her yeni tabakada öncekilere yeni kategoriler eklenir ve buna
Hartmann “kategoriel novum” der. Filozofa göre, tinsel varlık tabakası
en özgür, ama en güçsüz olanıdır. Tabakalar arasında, birinciden
dördüncüye doğru bir özgürleşme, dördüncüden birinciye doğru da bir
güçlenme ilişkisi vardır. İnsan, bir kişi olarak tinsel varlık
tabakasında ortaya çıkar. Kişi bu tabaka da kendi kendini belirleme
özgürlüğü taşır ve öteki üç tabakayı inceleyebilir. Tinsel varlık
tabakasında ise tin üçe ayrılır: Belirli bir insanın tini olarak “kişisel tin”, bireylerden oluşan, ancak onların üstünde duran toplumun ve kurumların tini olarak “nesnel tin” (objektiv geist) ve insanın yarattığı ürünlerin tini olarak “nesnelleşmiş tin” (objektivierte
geist). İki ayrı varlık alanı arasındaki bağlantı, (real varlık ile
ideal varlık) insan aracılığıyla kurulur. Max Scheler’i izleyen
Hartmann, bütünüyle kendine yabancı bir dünyada yaşayabilmek için
insanın çaba harcaması gerektiğini vurgular. Felsefe araştırmaları onu
Husserl ‘in vardığı noktadan uzaklaştırmış ve farklı bir yola
yöneltmiştir.

Nicolai Hartmann, Husserl’in nesnel gerçeklere
dayanmadan kurmak istediği fenomenolojik usçuluktan kopmuş, insan ve
tarihini anlamak için, insanın koyduğu, yani anlamını kendisinin
verdiği değerleri anlamaya çalışmıştır. Fenomenolojik gerçek bu
değerlerde olduğu gibi, fenomenolojik yöntem değerlerin bulunduğu
alana, yani ahlaka özellikle önem vermiştir. N. Hartmann, fenomenolojik
yöntemle giriştiği incelemelerinin sonunda Husserl’den ayrılmış; erdem,
yüreklilik gibi değerlerin yalnız ustan değil, duyulardan bile bağımsız
olduklarını söylemiştir. Tanrı’nın varolmamasını, insanın varolması
için gerekli bulan N. Hartmann’a göre, “insan öylesine özgürdür ki,
insanın tüm özgürlük içinde bir ruh olarak varolabilmesi için Tanrı’nın
varolmaması gerekmektedir. Yoksa özgürlüğü daralır ve insan ruh
olmaktan çıkar.” İşte varolmasının koşulu Tanrı’sızlık olan insan,
kendi değer ve tarihini yaratmakta öylesine özgürdür ki, ne us, ne de
duyular onu, yani ruhu (geist) sınırlayabilir. Her ikisine göre de
felsefenin görevi, nesnenin temel yapısını, özsel yanını bilebilmenin
tek yolu olan nesnenin naiv betimlenme sinden yola çıkarak onu
sorgulamak, ona sorular sormaktır. Bilginin objesi kendi başına vardır
ve bu bilgiye göre aşkındır. Realist bir metafıziği amaçlayan Hartmann
19. yy- idealizmini ve monizmini yadsımış, ortaçağın doğa üstücülüğüne
ve çeşitli teizm biçimlerine karşı çıkmıştır. Felsefi bir hümanizmin
öncüsü olarak etik alanına önemli katkılarda bulunmuştur. Ülkemizde N.
Hartmann’ın felsefesini temsil eden ve sürdüren Takiyettin Mengüşoğlu, onun düşüncelerini yazılarıyla özgün bir biçimde toplumumuza uygulamış ve bu felsefeye katkılarda bulunmuştur.

_________________
Ömür umuttan önce bitmeli...
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
şehitadayı
Admin
Admin
avatar

Mesaj Sayısı : 253
Yaş : 36
Nerden : istanbul
Reputation : 5
Kayıt tarihi : 21/12/09

MesajKonu: Geri: Nicolai Hartmann ve Yeni Ontoloji (Varlıkbilim)   06.03.10 14:34

vaaay filozof niennaSmile sokrates'i unutmamak gerek demii;) ayrıca luke, sören kierkagaard, kant ve demokritos'un düşünce biçimine nasılda yön verdiğini hepimiz biliyoruz değilmi. hadi bakalım engin felsefenden yudumlar bekliyoruz;)
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
 
Nicolai Hartmann ve Yeni Ontoloji (Varlıkbilim)
Sayfa başına dön 
1 sayfadaki 1 sayfası
 Similar topics
-
» YENİ 9.SINIF FİZİK PROĞRAMI DEVREDE
» YÖK'ten Katsayıya Karşı Yeni Formül

Bu forumun müsaadesi var:Bu forumdaki mesajlara cevap veremezsiniz
RavzaGul.com :: SERBEST :: Varlıkbilim-
Buraya geçin: