RavzaGul.com

RavzaGul.com


 
KapıAnasayfaGaleriSSSKayıt OlGiriş yap

Paylaş | 
 

 Emanete hıyanet

Önceki başlık Sonraki başlık Aşağa gitmek 
YazarMesaj
Admin
Admin
Admin
avatar

Mesaj Sayısı : 407
Yaş : 35
Nerden : ısparta
Reputation : 2
Kayıt tarihi : 03/03/09

MesajKonu: Emanete hıyanet   17.02.10 2:16

Selim Bey hanımına seslendi:
— Hanım, misafirlerimiz için hazırlıkları tamamladık mı?
— Evet, bey, aşağı yukarı tamam, şimdi çay suyunu da koyayım, kaynayana
kadar onlar da gelir. Sana zahmet, erkek terlikleri ayakkabılığın üst
rafındaydı, çıkarırsan iyi olur.
— Tamam, ben çıkarırım, sen işine bak.
— Çocukları da getirecekler miymiş acaba?
— Bilmem, ben davet ettim, getirirseniz iyi olur, bizim çocuklarla birlikte olurlar dedim ama…
* * *
O sırada kapı çalındı.
— Buyurun efendim, hoş geldiniz, sefalar getirdiniz.
— Selamün aleyküm.
— Ve aleyküm selam, buyurun efendim. Sizi salona alayım, hanımlar kapıya bakar, şöyle buyurun.

Nazan Hanım beylerin salona geçmesinden sonra başörtüsünü düzeltip kapıya yöneldi, kısık; ama samimi bir sesle:
— Buyurun Hatice hanımcığım, buyurun, hoş geldiniz. Hani Selma kızım nerede?
— Selma’nın biraz dersleri varmış, gelemedi, selam söyledi.
— Buyurun, sizi oturma odasına alayım.
* * *
Selim Bey’in iş yerinde beraber çalıştığı Ömer Bey iki gün önce
arayarak akşam oturmasına gelmek istemişlerdi. Selim bey, kendisini
kıramamış, çok işleri olmasına rağmen kabul etmek durumunda kalmıştı.
Ömer Bey’in hanımı Hatice, ev hanımıydı. Nazan Hanımla arkadaşlıkları,
beylerinin aynı iş yerinde çalışmalarından dolayı olmuştu. Hatice Hanım
Nazan Hanım’ı çok beğenir, onun çocuklarıyla iletişimini, onları
yetiştirmesini takdir ederdi. Zaman zaman arar, kızının sorunlarından
bahseder, nasıl davranması gerektiği konusunda fikir sorardı.
* * *
— Gelmenize çok memnun olduk Hatice Hanım, ne iyi ettiniz. Nasılsınız?
Selma kızım nasıl? Bizim kız da soruyordu. Selma’nın gelmediğini
görünce üzülecek.
* * *
Kapı hafif tıklatılır içeri Melike girer
— Gel kızım, nerde kaldın, hazırlanamadın mı?
— Hoş geldiniz Hatice teyze.
— Hoş bulduk güzel kızım. Büyümüşsün görmeyeli, boyun da uzamış maşallah.
— Anneciğim, hazırlandım da namaz kılıyordum, bitirmeden gelemedim, kusura bakmayın.
— Tamam kızım. Çayın altına bir bakıver sana zahmet!
— Tabi anne.
— Nazan Hanım, bayılıyorum sizin bu ana kız ilişkinize. Maşallah, çok
güzel yetiştiriyorsunuz kızınızı, ben bir türlü başaramıyorum, kızımla
hiç anlaşamıyoruz. Aslında bugün de buraya biraz bu konularda sizden
yardım almak için geldim.
— Estağfurullah Hatice Hanım, hayırdır bir şeyler mi oldu?
— Lütfen bana bir akıl ver Nazancığım, bu kızla başa çıkamıyorum.
— Dur bir dakika beylerin çaylarını vereyim, bizimkileri de alıp geleyim öyle konuşalım.
— Melike sen misafirimizi yalnız bırakma, ben tabak ve bardakları
hazırlayayım. Ben içeri gidince abine söyle, babanların çaylarını
versin!
— Gel bakalım Melikeciğim, nasılsın kızım?
— Teşekkür ederim Hatice teyze, elhamdülillah iyiyim, siz nasılsınız?
— Sağ ol yavrum, bende iyiyim.
— Selma gelmemiş, rahatsız mı yoksa?
— Bitirmesi gereken dersleri varmış, gelemedi, sana çok selam söyledi.
— Ve aleyküm selam, siz de selam söyleyin.
— Evet, çaylar da geldi, buyurun Hatice hanımcığım. Melikeciğim sen mutfakta çaylarla ilgilen!
— Olur anne.
— Nerde kalmıştık Hatice Hanım?
— Bu kızla başa çıkamıyorum diyordum. Laf söz dinlemiyor asi, ne
söylesem itiraz ediyor. Bir iş söylesem oflayıp püflüyor. Nerde Melike
gibi tamam diyecek kız, bilakis hiç oralı olmuyor, takıyor kulağına o
zıkkımın kulaklığını, sabahtan akşama kadar bangır bangır müzik
dinliyor. Selma’ya sorarsan biz onu hiç anlamıyormuşuz. Arkadaşlarıyla
birlikte olmak istiyormuş, onlarla gezmek istiyormuş, eğlenmek onun da
hakkıymış. Melike hiç böyle şeyler söylemiyor maşallah.
—Söylemez olur mu hiç. Bu yaşlarda çocuklar, kendi akranlarıyla
birlikte olmayı, aileleriyle birlikte olmaya tercih ederler. Ana
babalarının değil, arkadaşlarının düşüncelerine değer verirler. Onlar
için önemli olan arkadaşlarının görüşleridir. Bizim kız Selma kadardı,
bir gün geldi bana dedi ki, “Anne arkadaşlarım birbirlerine gidip
geliyorlar. Beni de davet ediyorlar. Sen beni göndermediğin için artık
onlar da beni çağırmıyor. Onlar sürekli gidip geldikleri için daha
samimiler. Ben yalnız kalıyorum, ne olur bana da izin versen?” Kızıma
önce, arkadaşlarından kimlerle samimi olmak istiyorsa onları bize davet
etmesini söyledim. Böylece kızıma belli etmeden uygun arkadaşlar olup
olmadığını görecektim. Melike bu teklifimi sevinçle karşıladı.
Randevulaştıkları saatte arkadaşları bize geldiler. Ben onlar için
yiyecek bir şeyler hazırladım. Birlikte oturdular, gülüştüler, zaman
geçiriyorlardı. Ben arada bir şeyler bahane ederek yanlarına gidiyor,
çaktırmadan kontrol ediyordum. Kızlardan bazıları erkek
arkadaşlarından, bazıları makyajdan falan bahsediyordu. Genç kız
bunlar… Hele de değerler farklıysa, neden bahsedecek, tabii ki olur
olmadık konulardan bahsediyorlar. Bir ara işe dalmışım, fark etmedim
kızlar birbirlerine makyaj yapmışlar. Bu arada Melike’ye de yapmışlar.
Melike’yi yanıma çağırdım, bir şey soracaktım, bekliyorum, gelmiyor.
Sonunda, eli yüzü kıpkırmızı geldi yanıma. Ne oldu sana dedim, kekeledi
falan, üzerinde durmamış gibi yaparak namazını kılıp kılmadığını
sordum. Birazdan akşam okunacak, herhalde ikindi namazını kılmışsındır
dedim. “Şey, anne, arkadaşların yanından ayrılıp da, ben namaza
gidiyorum diyemedim, hemen kılarım” dedi. Biliyorsun Haticeciğim, biz
çok küçük yaştan beri ona namaz kıldırmaya alıştırıyoruz.
—Ben de onu soracaktım Nazancığım. Ben kıldıramıyorum. Söylüyorum,
odasına giriyor, kıldım deyip çıkıyor. Bir gün gözetledim, kılmış gibi
odasında oturuyor, sonra da sorunca kıldım diye yalan söylüyor.
— Aaa, bak bu konu çok önemli.
— Peki, Melike öyle söyleyince sen ne yaptın.
— Namaz konusunda yaptığını görmezlikten gelemezdim. Çok kızdım, hemen,
ben arkadaşlarınla sohbet edeyim, sen git namazını kıl diye tembih
ettim. Melike’nin arkadaşlarıyla sohbete başladım. Ne yazık ki,
kızlardan hiç biri namaz kılmıyor. Bunlardan bazılarının anneleri de
kılmıyormuş anladığım kadarıyla. Kızlara havanın karardığını,
annelerinin kendilerini merak edebileceklerini uygun bir dille
söylediysem de, kimse oralı olmadı. İşin tuhafı hiç kimsenin annesi de
arayıp, kızım nerde kaldın demedi. O zaman kararımı verdim, kızımla
arkadaş konusunu tekrar konuşacak, birlikte bir değerlendirme
yapacaktım. Nihayet arkadaşları gittiler.
— Melike ne yaptı, kızmadın mı ona?
— Nasıl zaman geçirdiklerini, neler yaptıklarını, neler konuştuklarını
sordum. Bana, “Sağ ol anneciğim, arkadaşlarımın gelmesi beni çok mutlu
etti. Çok güzel bir gün geçirdim” dedi. Tabii çocuk daha, ona göre öyle
olabilir; ancak gelecek tehlikeleri fark edemez. Bizler onların ana
babaları olarak, tehlikeleri önceden görüp tedbir almazsak
evlatlarımızı bu tehlikelere karşı uyarmaz, uyandırmazsak maalesef
kaybederiz.
— Peki, ne yaptın.
— Kızımı karşıma alarak onunla konuştum. Aramızda şöyle bir konuşma geçti:
* * *
— Her ne kadar, arkadaşlarının gelmesi seni çok mutlu etse de benim
mutlu olduğum söylenemez. Bazı şeyleri görmen için böyle bir şeye izin
verdim. Şimdi sen bu arkadaşlarınla neler konuştun, anlat bakalım!
— Anneciğim Melisa’nın erkek arkadaşı varmış onu anlattı. Zeynep’e
sınıftan bir oğlan telefon açmış. Melike yeni cep telefonunu gösterdi.
Erkek arkadaşının ona attığı mesajları okuttu bize. Gelirken herkes
makyaj malzemelerini getirmiş, birlikte makyaj yaptık. Benim olmadığı
için benimle dalga geçtiler. Ben de kırılınca, “Neyse, hadi gel, sana
bizimkilerden sürelim” dediler. Sen beni çağırınca yanına geç gelmemin
sebebi, yüzümdeki boyaları yıkıyor olmamdı.
— Bu konuşulanlar ve yaptıklarınız, sence uygun davranışlar mı? Neyse, sen şimdi söyle bakalım, namazını kıldın değil mi?
— Sen kıl dedin ya, bende kıldım.
— Melike, özellikle namaz konusu hiçbir şekilde affedilemez. Bu konuda
babanın ve benim ne kadar büyük bir hassasiyet gösterdiğimizi
biliyorsun. Biz sana bu yaşına kadar ne söyledik, senden ne istedik: Ne
şartta olursa olsun, hangi durumda olursan ol, aman kızım, namazın
önceliğin olsun demedik mi? Sana küçük yaşından beri bunları anlatmadık
mı, önemini söylemedik mi? Şimdi sen bana kalkmış, arkadaşlarının
ayıplayacağından korktuğun için, yanlarından ayrılıp namaz kılamadığını
söyledin. Başkalarının ne söyleyeceğini düşündün de, seni yaratanın
sana ne söyleyeceğini düşünmedin mi? Ben buna çok üzüldüm, hiçbir şey
beni bu kadar üzemez, hiçbir şey beni bu kadar hayal kırıklığına
uğratamazdı. Babanın bu konuda haberdar olması, onun da eminim çok
üzülmesine sebep olacaktır. Ne diyor büyüklerimiz, “Namaza mani olan
işte hayır yoktur.” Namazına mani olan arkadaşlar da, senin arkadaşın
olamaz. Onlardan hiç fayda gelmez. Bak benim güzel kızım! Biz senin ve
ağabeyinin dışarıdaki kötülüklerden zarar görmenizi istemiyoruz. Zaten
bu yüzden, televizyonu evden çıkardık, hatırlamıyor musun? Sizleri
İslam ahlakıyla yetiştirmek bizim görevimiz. Allahü teâlâya borcumuz;
çünkü Allahü teâlâ sizleri bizlere emanet verdi, biz de emaneti en
güzel şekilde korumak zorundayız. Eğer emanete hıyanet edilirse bunun
hesabı ahirette bizden sorulur. Eğer size öğretilenleri öğrendikten
sonra, siz yapmazsanız, size de sorulur. Sonra nasıl cevap veririz? Çok
iyi düşünmeni istiyorum güzel kızım. İyi arkadaşın nasıl olması
gerektiği konusunda İslam âlimleri çok şey söylemişler. Peygamber
efendimiz de, (İyi arkadaş sana Allahü teâlâyı hatırlatandır)
buyurmuştur. Senin arkadaşların, bırak hatırlatmayı, unutturuyorlar.
Şimdi tercihini iyi yap, çok iyi düşün! Bunlarla arkadaşlık yapmak sana
ne kazandırır, ne kaybettirir. Ona göre kararını ver! Yarın anne
olduğunda bana hak vereceksin; ama iş işten geçmiş olmamalı.
* * *
— Çok doğru ve çok güzel konuşmuşsun Nazancığım. Melike nasıl bir karar verdi, çok merak ettim.
— Aradan birkaç gün geçtikten sonra bana geldi. “Anne, seninle
konuştuğumuz arkadaşlık konusu vardı ya, ben düşündüm, sen haklısın.
Belki çok yalnız kalacağım; ama o arkadaşlar benim arkadaşım olamazlar;
çünkü onlar çok yanlış ve uygun olmayan işler yapıyorlar, artık onlarla
birlikte olmamaya çalışıyorum” dedi. “Aferin kızım, senden de bunu
beklerdim. Yalnız kal, hiç arkadaşın olmasın daha iyi. Eğer istersen
bundan sonra senin arkadaşın, sırdaşın, dostun ben olurum, seninle seve
seve sırlarımızı paylaşabiliriz” dedim.
— Peki, ben ne yapacağım? Baksana, sen çok küçük yaşta başlatmışsın
namaza. Ben çok geç kalmışım, arkadaşlarından ayrılmak istemezse, beni
dinlemezse o zaman ne yapayım?
— Zararın neresinden dönülürse kârdır. Önce ana baba birliğini
sağlayın, yani hemfikir olun ailede! Her şeyden önce niyetimiz Allahü
teâlânın rızasını kazanmak olsun! Kızının ya da oğlunun yanlışlarına,
ne sen, ne de baba arka çıksın! Bizde babamızın bütün bu olanlardan
haberi vardır. Babamıza, çocukların bütün davranışları hakkında bilgi
veririm. Babamız da sanki hiçbir şeyden haberi yokmuş gibi olan olay
hakkında bir konu açar, büyüklerden, onların hayatından örnekler,
nasihatler verir, bazen de İslam âlimlerinin kitaplarından arar, bulur,
“Çocuklar, geçenlerde şurada bir şey okudum çok ilginç geldi”
gibisinden o konuyu çocuklara okutur, hep birlikte dinleriz. Sonra
üzerinde konuşuruz. Bunların çok faydası oluyor. Emanet ana babanın
ikisine birden verilmiştir. Yeter ki, bunun emanet olduğunu ve hesabı
olduğunu bilelim. Kızın seni dinlemek istemeyebilir; ama sabırlı ol,
şefkatle ve güzellikle yaklaş, doğruları anlatmaya çalış! Kızacağımız
şeyler, dünyalıktan çok ahirete ait işler olsun. Derslerinden zayıf
aldığında nasıl kızıyoruz, namaz kılmadığında daha çok kızmalıyız.
Kıldığında onu teşvik etmeli, aferin demeliyiz. Hatta öğrendiği ve
uyguladığı şeylerde küçük hediyeler vermek iyi olur. İslam âlimlerinin
hayatlarını okumak çok faydalı olur. Keşke mümkün olsa da ailece
okuyabilseniz…
— Nerde Nazancığım, bizim bey gelir gelmez yemek yiyoruz. Çocuklar
odalarına, ben mutfağa, adam da kumanda elinde televizyon karşısında
oluyor. Bazı birlikte izlediğimiz diziler var. Ancak o dizilerde çoluk
çocuk bir araya geliyoruz. Onda da televizyon izlendiği için oturup da
sohbet edemiyoruz.
— Bak Hatice! Şu televizyon var ya, en büyük tehlike oradan geliyor.
Ana babayı ve çocukları birbirinden ayıran, muhabbeti bozan hep o; ama
bizim de suçumuz var; çünkü onun ne kadar kötü olduğunu bildiğimiz
halde, evimize kabul ediyor, başköşeye geçiriyoruz.
— Haklısın, hem de çok haklısın. Çocuklarımıza kötü örnek oluyor.
Çocuklar orda gördüklerini istiyorlar. Küçükken masum gibi görünen
oyuncak, şeker, çikolata neyse; ama çocuklar büyüdükçe, lüks araba, ev
veya benzeri şeyleri isteyince ve istekleri karşılanmayınca, ana babaya
isyanlar, evden kaçmalar, ahlaksızlıklar, önü alınmaz, içinden çıkılmaz
bir hal alıyor.
— Allahü teâlâ, bu televizyon tiryakiliğinden sizi de kurtarır inşallah Haticeciğim.
— Sizde yok değil mi?
— Çok şükür bizde yok. Önceden vardı, ailece, daha çocuklar küçükken
bir karar aldık, televizyonu evden çıkardık. Televizyon dışarı, huzur
içeri dedik. Evden çıkarmadan olmuyor, aslında eve hiç sokmamak lazım.
O köşede dursun, biz izlemeyiz diyemiyorsun. Mutlaka, ne var ne yok
diye bir bakıyorsun, ondan sonra, o kanal bu kanal, bakmışsın ki
saatler geçmiş, haydi yatalım diyorsun. Hak teâlâyı ve vazifelerini
unutturuyor insana. Uyuşturuyor, akla bile gelmiyor vazifelerimiz. Eee,
sen yapmayınca çocuğuna da yap diyemiyorsun; çünkü seni dinlemiyor. En
iyisi hiç eve sokmamak…
— Doğru söylüyorsun, aynen öyle oluyor, adam elinde kumanda uyuya
kalıyor. Kaldırana kadar bir hal oluyorum. Oradan kalkınca doğru yatağa
tabii, vazife falan kalmıyor.
— Bak, gördün mü? Önce kendimiz örnek olalım. Biz evden çıkarttık çok
şükür, huzura kavuştuk. Onun başında geçen zamanımızı, artık ailece
sohbet ederek, evlatlarımızla ilgilenerek geçirmeye çalışıyoruz. Zaten
şunun şurasında ne kadar birlikte olacağız ki, hepsi kısmet olursa
evlenip yuvadan uçacaklar. Şimdi biz ilgilenelim, onları dinleyelim ki,
yaşlanınca da onlar bizi dinlesinler, öyle değil mi? Ne ekersen onu
biçersin.
— Haklısın Nazan Hanımcığım. Sohbete daldık, saat kaç oldu, biz
müsaadenizi isteyelim. Allahü teâlâ razı olsun, Allah herkese sizin
gibi dostlar versin, çok iyi oldu bu konuştuklarımız. İnşallah biz de
bir yerinden yakalarız doğruyu. Ben seni son durumdan haberdar ederim,
haydi hakkını helal et! Allaha ısmarladık.
— Rabbim yardımcınız olsun, selametle güle güle…

_________________
aşk olmadan muhabbet olmaz
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
http://ravza.forum.st
 
Emanete hıyanet
Önceki başlık Sonraki başlık Sayfa başına dön 
1 sayfadaki 1 sayfası

Bu forumun müsaadesi var:Bu forumdaki mesajlara cevap veremezsiniz
RavzaGul.com :: EDEBİYAT :: Hikayeler-
Buraya geçin: